Avrupa Birliği tarafından
finanse edilmektedir

Bu web sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla Goethe-Institut Istanbul sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.

EN
YEREL PROJELER HİBE PROGRAMI
AÇIK ÇAĞRI #6
PROJE #223
BURSA'DA KENT HAFIZASINA ALTERNATIF BIR BAKIŞ

“Bursa’nın tarihinde LGBTİ+lar, kadınlar, işçiler öğrenciler de var” 

Röportaj: Gökçe Akgöl

Bu röportaj 1 Mart 2026'ta muzir.org 'ta yayınlanmıştır.

Özgür Renkler Derneği, Eylül 2025’te başlattığı ve Haziran 2026’ya kadar sürecek olan “Bursa’da Kent Hafızasına Alternatif Bir Bakış” projesiyle, resmi tarih anlatılarının dışında kalan deneyimleri gün yüzüne çıkarıyor. Projeyi ekiple Gökçe Akgöl konuştu.

Bursa’da mahremiyet ve muhafazakârlıkla örülü algısal anlatının ötesinde, başka bir  kentin izleri sürülüyor. İşçi sınıfının, göçmenlerin ve özellikle Görükle gibi heterojen  öğrenci gettolarının oluşturduğu bu çok katmanlı yapı, Özgür Renkler Derneği’nin  yıllardır süren ısrarlı emeğiyle dönüşüyor. 2013-2015 yılları arasında üniversitede stant açarak başlayan, Görükle’deki kafeleri ve Nilüfer’deki mekanları  “lubunya friendly” alanlara dönüştüren bu yerel mücadele, bugün kentin toplumsal  belleğine sahip çıkan daha kapsamlı bir boyuta taşınıyor. 

Alternatif bir kent hafızası ve görünürlük 

Özgür Renkler Derneği, Eylül 2025’te başlattığı ve Haziran 2026’ya kadar sürecek  olan “Bursa’da Kent Hafızasına Alternatif Bir Bakış” projesiyle, resmi tarih  anlatılarının dışında kalan deneyimleri gün yüzüne çıkarıyor. Sözlü tarih çalışmaları  ve katılımcı hafıza keşifleriyle kentin görünmez kılınan öznelerini ve mekânlarını kayıt  altına alan dernek, sanatsal üretimler aracılığıyla Bursa’da daha demokratik ve  kapsayıcı bir kültürel zemin yaratmayı hedefliyor. 

Hak mücadelesine yönelik hukuki kuşatma 

Ancak yerelde örülen bu dayanışma ve görünürlük alanları, ülke genelinde sivil  topluma yönelik artan denetim ve baskıların gölgesinde kalıyor. Bursa’da kent  hafızası ve kapsayıcılık için verilen bu emek, LGBTİ+ hakları alanındaki genel hukuki  kuşatmanın bir parçası olarak yankı buluyor.

Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskıların arttığı bu dönemde, 17 Mayıs  Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel hakkında, interseks haklarına ilişkin  yayımlanan bir kitap ve sergi kataloğu gerekçe gösterilerek dava açıldı. “Genel  ahlâka aykırılık” iddiasıyla açılan davada Güzel hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis  cezası ve siyasi haklardan yoksun bırakılma talep ediliyor. 

Mücadele ortak, baskı tanıdık 

Bursa’nın sokaklarında “biz de buradayız” diyen Özgür Renkler’in hafıza çalışması ile  Ankara’da bir sergi kataloğu nedeniyle yargılanan 17 Mayıs Derneği’nin yaşadığı  süreç, aslında aynı mücadelenin iki farklı cephesini oluşturuyor. Bursa’daki yerel  kazanımları koruma ve hafızayı yaşatma çabası, 12 Mayıs 2026’da Ankara 74. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan Defne Güzel davası gibi hukuki engellerle  sınanmaya devam ediyor. 

Özgür Renkler Derneği’nden Çağrı Önal ile Bursa’yı, kent hafızasını ve LGBTİ+  derneği olmanın zorluklarını konuştuk. 

“Bugün hala güçlenerek devam eden kültür sanat programlarımızın temellerini  de işte o ilk öğrenci topluluğu olduğumuz heyecanlı günlerdeki güçlü  temaslarımızla attık.” 

Özgür Renkler Derneği’nin kuruluşundan başlayan Çağrı, “Özgür Renkler, Gezi  sonrası görünürlüğü artan Lubunya Hareketi’nin Bursa’daki eksikliğini dert eden  birkaç arkadaşımızın bu meseleyi gündemleştirmesiyle doğdu. İlk hedefimiz  üniversitede bir öğrenci topluluğu olmaktı ama dönemin koşulları buna izin  vermeyince 2013-2015 yılları arasında Mediko önünde stantlar açarak varlığımızı  hissettirmeye başladık. Bu hareketlilik sadece kampüsle sınırlı kalmadı; Görükle’deki  kafelere sıçradı, oralarda hem teorik meseleleri konuştuğumuz hem de  görünürlüğümüzü planladığımız toplantılarla mekânları dönüştürmeye başladık.  Üniversitede resmileşme imkanı bulamayınca şehrin diğer kanallarını zorladık;  Nilüfer Kent Konseyi çatısı altında yerel yönetimlerle bağlarımızı güçlendirerek  homofobi, transfobi ve bifobiye karşı buluşmaları Bursa’ya taşıdık. Nihayet 2016  yılında, darbe sürecinin zorlu koşullarında ilk genel kurulumuzu yaparak tüzel  kimliğimizi kazandık. Bugün hala güçlenerek devam eden kültür sanat  programlarımızın temellerini de işte o ilk öğrenci topluluğu olduğumuz heyecanlı  günlerdeki güçlü temaslarımızla attık.” 

“Yüz yetmiş tane LGBTİ+ özneninin kent deneyiminine ilişkin yeni bir rapor  çıkardık” 

Çağrı, Özgür Renkler’in programlarına da değindi. Çağrı, “Özgür Renkler’in  halihazırda üç programı var. Bunlar destek, savunuculuk ve kültür sanat. Destek programımızda amacımız Bursa ve Güney Marmara bölgesinde başta  yine LGBTİ+ olmak üzere psiko-sosyal ve hukuki desteğe ulaşamayanlara sosyal  destek ulaştırmak. Savunculuk programımızda ise yerel yönetimleri, ve izlenmesi  gereken yerleri izleyip görünür kılmaya çalışıyoruz. Hak temelli yaklaşımımızla  bunun savunuculuğunu yapıyoruz. Çok yakın zamanda iki raporumuz çıktı. Birisi  Bursa’daki yerel yönetimleri toplumsal cinsiyet perspektifiyle izlediğimiz bir izleme  programıydı. Büyükşehir Belediyesi ve on yedi ilçeyi toplumsal cinsiyet  perspektifiyle ve yedi göstergede izledik. Bir de kent deneyimleriyle ilgili birçok yeni rapor çıkardık. Yaklaşık yüz yetmiş tane LGBTİ+  özneninin kent deneyimini, anlamlandırmaya çalıştık. Kültür Sanat Programı ise  Özgür Renkler ile çok iç içe geçen, bizle birlikte büyüyen bir program. Karikatür  atölyeleri yapıyoruz. Bu karikatür atölyelerinde bir araya geliyoruz, sohbet ediyoruz,  güçleniyoruz. Ayrıca, ‘aile yılı, açılma, görünürlük’ gibi o güne özgü bir temada  kolaylaştırıcımızla birlikte karikatürlerimizi yapıyoruz. Ayrıca ataerkinin çok yoğun  olduğu stand up’ları, ‘biz bunu neden lubunyalaştırmıyoruz ve neden LGBTİ+ ları bu alanda görünür  kılmıyoruz’ sorusuyla ‘Anlat Aşko’ programımızı başlattık. Ankara’da ve Bursa’da iki  tane gala yaptık. Şu anda Anlat Aşko Vol. 2 başladı. Onun da İstanbul’a ve çeşitli  illere gelmesini planlıyoruz.” 

“Bursa çok fazla tehdidin olduğu bir şehir” 

Bursa’nın toplumsal hafızada daha muhafazakar bir yerde durduğuna değinen Çağrı,  “Şunu hatırlatmak istiyorum. Kaos GL’nin bir algı anket çalışması vardı. Örneğin  yüzde otuzluk kısım ‘LGBTİ+ öznelerin hakları bir insan haklarıdır’ der. Diğer yüzde  otuzluk ve yüzde kırklık kısım ‘bu beni alakadar etmez’ der. Basit bir hesapla bu tablo, “toplum buna bütünüyle karşı” algısını kırar. Çünkü geniş bir kesim doğrudan karşıtlık üretmek yerine ya mesafeli duruyor ya da konuyu kendi gündeminin dışında görüyor. Aslında bu Bursa için de geçerli. Elbette bizim  kurumsal hafızamızda etkinliğimizin iptal edildiği, düzenleyicisi bile olmadığı halde  Özgür Renkler’in hedef gösterildiği olaylar var. Ama şu anki yaptığımız projede  birkaç etkinliğimizi açık çağrılı yaptık ve sorunla karşılaşmadık. Kendi gözlemlerime  göre konuşursam, uğraşmak isteyen özneler ve gruplar çok net. Ama doğrudan  halkın hedef gösterildiği bir yerde de değiliz. Bursa çok fazla LGBTİ+’lara yönelik  çok fazla tehdidin olduğu bir şehir. Bunu Nilüfer dediğimiz, sınırları belli olan yerden  biraz çıktıktan sonra daha net hissedebiliyoruz. Elbette bu durum zor ve tehlikeli.  Ama kendi aramızdaki o bağ ve güçle biraz onu törpülemeye de çalışıyoruz. Ama hiç  kolay değil tabii ki.” 

“LGBTİ+ birey olmanın bir suçmuş gibi yüzümüze vurulduğu anlar oluyor” 

Önceki yıllara kıyasla dayanışmanın da azaldığını ifade eden Çağrı, özellikle 19 Mart  sürecinde daha sert bir tepkiyle karşılaştıklarını anlatıyor. Çağrı, “Önceki dönemlerde  bu kadar kriminalize bir alan olmadığı için gökkuşağı bayrağı açabiliyorduk. 19  Mart’tan sonra da bir şekilde gökkuşağı bayraklarımızı açtık ve üniversite tarafından  önceki dönemlere göre daha sert bir tepkiyle karşılaştık. Ama toplumsal olarak  durum aynı olmadı. Yasaklamaları ve tepkileri daha kurumsal yerlerde görüyoruz.  Toplantılarda gündemleştirmeme ya da LGBTİ+ birey olmanın bir suçmuş gibi  yüzümüze vurulduğu anlar oluyor.”

“Kentin bir tarihi var ve bu tarihte kentin öteki katmanları hiç anlatılmıyor” 

“Bursa’da Kent Hafızasına Alternatif Bir Bakış” projesinin detaylarını anlatan Çağrı,  “Bir şekilde eksik olan kent anlatısını değiştirmemiz lazımdı. Projemizin ilk  zamanlarında biraz arşiv ve literatür taramaya ayırmıştık. Bu sayede bazı bilgiler ve  fotoğraflar bulduk. Bunları tekrar yorumlayarak, var olduğumuz alanlarda kent  hakkını, kent hakkındaki lubunya görünürlüğünü tekrar konuşarak yorumlamaya  çalıştık. Bunu da Mart ayının sonunda bir sergide görünür kılacağız. Projede  dertlerimizden biri şuydu: Bir kent anlatısı hikayesi var. Yani bir kentin bir tarihi var  ve bu tarihte kentin öteki katmanları olarak LGBTİ+lar, kadınlar, işçiler öğrenciler  var. Bunlar Bursa’nın kendi hikayesinde anlatılmıyor. Ama Bursa bir sanayi şehri.  İşçinin, emeklinin çok yoğun olduğu bir şehir. Araştırırken, ilk kadın işçi eyleminin  Bursa’da gerçekleşmiş olduğunu öğrendik ama bu tarafı tarihte göremiyoruz. Onun  haricinde kadın eylemleri yapılmış, bu da çok fazla görünmüyor. Örneğin Gökkuşağı  Derneği, 2006 yılında bir eylem koymaya çalışıyor ve Bursaspor taraftarları  tarafından hedef gösteriliyor.Bu hedef gösterilme sadece sözlü değil, bayağı şiddete  de dayalı bir hedef. Bu Bursa’nın hikayelerinde hiç yer almıyor. Ya da İrem Okan  hikayesi. İrem trans kadın ve Bursa’da öldürülüyor. İlk kez duruşmanın hakimi, faile  müebbet ceza hapsi veriyor. İrem’in annesinin şöyle bir sözü var, ‘Bu dünyaya benim  çocuğumu sığdıramadınız.‘ Yani bu ifade bizim için o kadar büyük bir ifade ki, bunu  bir şekilde görünür kılmamız lazımdı. Tam olarak böyle dertlerle bu projeye  yaklaştık. Sözlü tarihle de birleştiriyoruz. Başta LGBTİ+ özne olmak üzere yirmi  katılımcı ile kendi kent deneyimlerini, kent hakkı perspektifiyle kente nasıl  baktıklarını ve nasıl sosyalleştiklerini, nasıl vakit geçirdiklerini öğreniyoruz.” 

“Dönüştürme kendiliğinden olmuyor, arkasında çok fazla emek var” 

Bursa’nın aslında algısal bir yerden kurulan, kendine has bir anlatısı var.  Mahremiyetine önem veren ve muhafazakâr insanın yoğun olduğu bir şehir olmasına  rağmen, aynı zamanda çok fazla alt gettonun da barındığı bir yer burası. Bu  gettoların çoğunluğunu işçi, sanayi kesimi ve göç edenler oluştursa da, Görükle  olarak adlandırdığımız bir öğrenci gettosu var ki; burası heterojen, katmanlı yapısıyla  bizim en güvenli alanlarımızdan ve kamusal mekânlarımızdan biri sayılabilir. Benzer  şekilde Nilüfer’deki Üç Fidan Parkı da gayet heterojen bir yapıda; ufak tefek  barlarımız, publarımız ve gerçekten kapsayıcı bazı kamusal mekânlarımız var.  Özellikle Nilüfer Belediyesi, TMMOB ve Tabipler Odası gibi yerler bu kapsayıcılığın  örnekleri. ‘Peki bunlar nasıl oldu?’ dersen; Özgür Renkler oradaki insanlarla  tanışıyor, onlara derdimizi anlatmaya çalışıyor ve bir şekilde o alanları dönüştürüyor. 

Bunun çok iyi örnekleri mevcut; mesela Özgür Renkler bir meyhaneye neredeyse her  gün, hatta günde birkaç kere giderek oranın zamanla ‘lubunya friendly’ bir mekân  olmasını sağlıyor. Tabii tüm bunlar kendiliğinden olmuyor; arkasında çok fazla emek  ve büyük bir görünürlük mücadelesi yatıyor. 

“Yalnız değiliz, yanlış da değiliz” 

Dayanışmanın önemine değinen Çağrı, “Yalnız değiliz, yanlış da değiliz. Birbirimizi  unutmamalıyız. Birbirimizi yalnız bırakmamalıyız. Hafızamızı asla hiçe saymamalıyız.  Kuşaklararası aktarım gerçekten çok değerli ve bir şekilde var olan mücadeleyi  büyüten bir şey. Sadece Bursa’da değil, tüm Türkiye’de güzel bir hikayemiz, güzel  bir görünürlüğümüz, dişimizle tırnağımızla yaptığımız bir mücadelemiz var. Bunu  asla unutmamalıyız. Hakikaten kurtuluş yok tek başına, birlikte güçlüyüz. Dayanışma  bizi güçlendiriyor.”

 

Bu sayfa 11 Mart 2026 tarihinde yayına alındı.