Avrupa Birliği tarafından
finanse edilmektedir

Bu web sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla Goethe-Institut Istanbul sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.

EN
YEREL PROJELER HİBE PROGRAMI
AÇIK ÇAĞRI #6
PROJE #202
ZORBALIKLA MÜCADELEDE ŞEFKATLİ SINIFLAR

“Zorba çocuk” yok, yetişkinlerin yarattığı şiddet var

Röportaj: Yusuf Çelik

Bu röportaj 14 Ocak 2026'ta 31 muzir.org 'ta yayınlanmıştır.

“Zorbalıkla Mücadelede Şefkatli Sınıflar” projesini Ceren Suntekin’le konuştuk:  Zorbalıkla mücadele, çocukları etiketlemekle değil; yetişkinlerin kurduğu lişki biçimlerinin sorgulanmasıyla mümkün. Yusuf Çelik’in haberi.

Okullarda ve eğitim alanlarında artan zorbalık vakaları tartışılırken, sorumluluk neredeyse her zaman çocukların üzerine yıkılıyor. “Zorba çocuk” söylemiyle işaretlenen çocuklar, yetişkinlerin kurduğu eşitsiz, güvensiz ve baskıcı düzenin üzerini örtüyor. 

Çocuk hakları alanında çalışan Ceren Suntekin’e göre ise bu tablo gerçeği yansıtmıyor. Suntekin, zorbalığın bir neden değil, yetişkinler tarafından yaratılan koşulların bir sonucu olduğunu ifade ediyor.

Suntekin’in yürüttüğü Avrupa Birliği destekli CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında yürütülen “Zorbalıkla Mücadelede Şefkatli Sınıflar” projesi de okullarda ve eğitim alanlarında giderek artan zorbalık tartışmalarına ezber bozan bir yerden müdahale ediyor. 

Proje, sorumluluğu çocuklara yükleyen hâkim dili tersyüz ederek, zorbalığın kaynağına işaret ediyor: Yetişkinlerin kurduğu eşitsiz, güvensiz ve hiyerarşik ortamlar. Ceren Suntekin, “Zorbalıkla Mücadelede Şefkatli Sınıflar” projesini muzir.org okurlarına anlattı. 

Şefkatli sınıf: Güvenli bir iklim

“Şefkatli sınıf” kavramının yalnızca okul sınıflarıyla sınırlı düşünülmemesi gerektiğini vurgulayan Suntekin, “bizim düzenli olarak belli kişilerle çalışma yaptığımız her mekân için sınıf diyebiliriz” diyerek kavramın kapsamını genişletiyor.

Şefkatli sınıfı, o mekânda bulunanların kendilerini güvende hissettikleri bir iklim olarak tanımlayan Suntekin, bunun yalnızca fiziksel güvenlikle sınırlı olmadığını belirtiyor. Şefkatli sınıfın aynı zamanda “iletişimsel ve psikolojik olarak da huzurlu olmalarını sağlayacak ortamın yaratılması” anlamına geldiğini aktarıyor.

Şefkat kavramının içinin sıklıkla boşaltıldığını söyleyen Suntekin, bu kelimenin son derece etik bir ilkeyi barındırdığını vurguluyor. Şefkati, “kendini, hislerini ve ihtiyacını fark et; karşındakinin hislerini ve ihtiyacını fark et ve öyle davran ki karşındakinin yardım talebini yerine getirirken ne kendine ne de ona zarar ver” şeklinde tanımlıyor. 

Suntekin asıl meselenin, yetişkinlerin bu ilkeyi kendi hayatlarında uygulayıp uygulamadığı olduğunu söylüyor; “Biz yetişkinler bu ilkesel davranışı yerine getirebiliyor muyuz, kendi akranlarımızla ilişkimizde bir güç hiyerarşisi kurmadan iletişim kurabiliyor muyuz?” diyor ve bu sorularla yüzleşmeden çocukları “düzeltmeye” çalışmanın son derece absürt olduğunu ifade ediyor.

Güç hiyerarşisi değil, adalet

Şefkatli sınıf ortamlarında duyguların bastırılmadığını, çeşitliliğin bir tehdit değil değer olarak görüldüğünü belirten Suntekin, bu alanlarda katılımın temel ilke olduğunu söylüyor. 

Şefkatli sınıflarda “duygularını ifade edebilen, duygulardan kaçınmayan” bireyler olduğunu, duyguların ve canlıların çeşitliliğinin kabul edildiğini ve hepsinin değerli görüldüğünü aktarıyor. 

Fikirlerin ise “zarar vermeme ilkesi akılda tutularak, nefret söylemine dönüşmesinin önüne geçilerek” sınıf ortamını şekillendirmesine alan açıldığını vurguluyor.

Bu yaklaşımın en önemli farkının güç ilişkilerinde ortaya çıktığını söyleyen Suntekin, “şefkatli sınıf ortamında güç hiyerarşisi değil, adalet vardır” diyor. Bu tür ortamlarda çocukların fark edilmek ya da kabul görmek için şiddete ya da zarar verici davranışlara yönelmek zorunda kalmadığını ifade eden Suntekin, bu anlayışın toplumsal kültürde ne kadar içselleştirildiğinin ise ciddi biçimde sorgulanması gerektiğini belirtiyor.

“Zorbalık gündemden bağımsızmış gibi ele alınıyor”

“Zorbalıkla Mücadelede Şefkatli Sınıflar” projesinin, uzun yıllardır çocuklar, gençler ve çocuklarla çalışan yetişkinlerle yürüttüğü çalışmaların bir sonucu olarak ortaya çıktığını anlatan Suntekin, son yıllarda yetişkinlerin zorbalık konusunu daha sık gündeme getirdiğini ancak bunu çoğunlukla çaresizlik ve çocukları suçlama diliyle yaptığını aktarıyor. 

Yetişkinlerin, zorbalığın nedenlerini tartışırken çocukları “gündemden, ekonomik ve siyasi koşullardan, yoksulluktan, ülkenin adalet sisteminden azadeymiş gibi” ele aldığını söylüyor ve çocukların da ülkede yaşanan her şeyden payını aldığını hatırlatıyor Suntekin: “Çocuklar yetişkinlerin aldığı kararlardan bire bir etkileniyor.”

Günah keçisi “zorba çocuklar”

Suntekin, projeyi hayata geçirirken temel hedefinin yetişkinlerin çocuk algısıyla yüzleşmesini sağlamak olduğunu ifade ediyor. Herkesin zorbalığı tartıştığını ancak sorumluluğun çocuklara yıkıldığını söyleyen Suntekin, “herkes zorbalığı tartışıyor, günah keçisi ‘zorba çocuklar’ yaratıyor ama zorbalık yerine koyacağımız davranış üzerine konuşmuyor ve sorumluluk almıyor” diyerek mevcut yaklaşımı eleştiriyor.

Projenin, konuyu çocuk hakları perspektifiyle yeniden gündeme getirmeyi, sanatsal ifade yöntemlerinin çocukların sesini duyurmada ne kadar güçlü araçlar olduğunu göstermeyi ve koruyucu-önleyici bir hat oluşturmayı hedeflediğini aktaran Suntekin, bu sürecin Avrupa Birliği destekli CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı sayesinde daha geniş kitlelere ulaştığını da ekliyor.

Hedef çocuklar değil, yetişkinler

Projenin ana hedef kitlesinin çocuklar değil, çocuklarla çalışan yetişkinler olduğunu özellikle vurgulayan Suntekin, “şefkatli sınıflar yaratma sorumluluğu olanlar yetişkinler” diyerek sorumluluğun yerini netleştiriyor. Atölyelerde her şiddet davranışının zorbalık olmadığının altını çizdiklerini aktaran Suntekin, zorbalığın bir neden değil sonuç olarak ele alınmasını sağladıklarını belirtiyor.

Bu süreçte yetişkinlerin farkında olmadan kullandıkları ayrımcı ve baskı kuran dilin dönüştürülmesinin kritik olduğunu söyleyen Suntekin, zorbalıkla mücadelede asıl kırılmanın “yetişkinlerin kendi zorba davranışlarıyla yüzleşmesi ve değişime kendilerinden başlaması” ile mümkün olduğunu vurguluyor.

“Çocuklar dinlense zorbalık neredeyse kalmaz”

Projede çocuklar ve gençler, sanatsal üretimler yoluyla sürecin doğrudan öznesi haline geliyor. Posterler ve yaratıcı çalışmalarla kendi deneyimlerini ifade eden çocukların ortaya koyduğu tabloya dikkat çeken Suntekin, en net sonucun şu olduğunu söylüyor: “Konunun öznesi olan çocukların ihtiyaçları dinlense ve o ihtiyaçlara yönelik çözüm önerileri yetişkinler tarafından uygulansa zorbalık neredeyse kalmaz.”

İlkokul ve ortaokul çağındaki çocukları, onlarla çalışan yetişkinleri ve üniversite öğrencisi gençleri kapsayan proje, belirli bir bölgeyi ya da kimliği öncelemiyor. Şubat ayında tamamlanması planlanan “Zorbalıkla Mücadelede Şefkatli Sınıflar Rehberi” ise herkese açık bir drive linki üzerinden paylaşılacak. Suntekin, bu rehberin “kolay anlaşılır, uygulanabilir ve destekleyici” bir kaynak olmasını hedeflediklerini belirtiyor.

Bu çalışmanın işaret ettiği gerçek ise açık: Zorbalıkla mücadele, çocukları etiketlemekle değil; yetişkinlerin kurduğu dili, ilişki biçimlerini ve güç alanlarını sorgulamasıyla mümkün.

Bu sayfa 18 Şubat 2026 tarihinde yayına alındı.