AÇIK ÇAĞRI #6 PROJE #215
KAŞ TİYATRO GÜNLERİ
Geleceğin şenlik ateşini yakmak: Yerelde, yerel için tiyatro festivali yapmak
Bahar Çuhadar
Bu yazı 3 Kasım 2025 tarihinde Aposta'da yayımlanmıştır.
Avrupa Birliği tarafından
finanse edilmektedir
Bu web sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla Goethe-Institut Istanbul sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.
Bu yazı 3 Kasım 2025 tarihinde Aposta'da yayımlanmıştır.

Parçası olma şansı yakaladığım Bergama, Kaş ve Borçka tiyatro festivallerinden bahsetmek istiyorum size. Ülkenin küçücük kuytularında eksiklere ve engellere rağmen umutla ve inançla çabalayan, geleceği ilmek ilmek dokuyan üç ayrı oluşumdan…
Birkaç hafta önce, tiyatro festivalini takip etmek üzere Kaş’a gideceğimi söylediğim arkadaşlarımdan, “Kaş’ta tiyatro festivali mi varmış?” karşılığını almıştım. Ertesi hafta, Borçka’daki tiyatro festivaline gideceğimi söylediğimde, “Borçka’da tiyatro festivali mi var?” sorusu geldi. Her ikisi de bu sene dördüncü kez düzenlenen, uluslararası katılımcıları olan bu iki yerel festivale, bu sene ilk defa dahil olma şansını yakaladım. Çok değil, sadece iki ay önce ise bu sene altıncı edisyonu düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali’nde bulunmuş ve Bergama’dan da tıpkı Ekim'de Kaş ve Borçka dönüş yollarında yaşayacağım, benzer güçlü duygularla dönmüştüm.
Tiyatro peşindeki seyahat rotamı “Haydi yine iyisin” tonunda şakaya vuran arkadaşlarıma “Güneyden kuzeye tiyatro!” cevabıyla takılırken, aslında bir yandan yerelde tiyatro festivali yapmanın ne anlama geldiği, ne işe yaradığı üzerine düşünürken buldum kendini.
Üç ay içinde arka arkaya düzenlenen üç festivalin de ortak bir damarı var: Yerelde kültür sanat örgütlemek ve bunu kolektif bir çabayla, yereli de işin içine katarak yapmak. Bahse konu olan kentte bir şenlik kurgulamaktan çok daha ötesi. Bana kalırsa bu, daha çok şimdiyi yaşarken geleceği kurgulamanın yollarından biri. Bergama’da, Kaş’ta ya da Borçka’da yapılanı basit bir “İstanbul’dan oyunlar getirip yerelde şenlik yapmak” formülünü işletmek değil, bugünün çocukları ve gençleri için geleceğin şenlik ateşini yakmak olarak görüyorum.
Bergama Tiyatro Festivali (BTF) bu sene Bergamalı bir esnafın, festivalin ekonomik kısıtlardan ötürü yapılamama ihtimali karşısında, kentteki esnafı ikna edip bağışlarla ilk bütçeyi yaratması ve festivalin bu sene de yapılabilmesinin fitilini yakmasıyla mümkün olmuştu. Sürecin öyküsünü buradan okuyabilirsiniz.
Böylece Berlin’de yaşayan Bergamalı bir sanatçı olan Eren Arıkan’ın 3dots ve BERaBER ile başlattığı ve her sene türlü badirelerle düzenlenen BTF, bu yazki edisyonu itibarıyla temalarında dedikleri gibi "dönüşüm" sürecine girmiş ve yerel aktörlerin kente sahip çıkarak tasarladıkları bir festivale evrilmişti.

Bergamalıların yaptığı festival kapsamındaki bir panelde Kaşlıların yaptığı bir diğer festivalin öyküsünü dinleme fırsatı bulmuştum. Kaş Çevre ve Kültür Derneği Başkanı Ahmet Akoy, bize Kaş Tiyatro Günleri’nin nasıl bir motivasyonla başlayıp bu sene dördüncü edisyona ulaştığını anlattı o panelde. Akoy’un “Çok fazla umutsuzluk var ve dalgalar üzerimize gelmeye devam edecek ama aşılacaklar” sözü, aslında Kaş’ta bir kültür-sanat festivali için şartları zorlamalarının da temel motivasyonlarındandı.
Akoy, Kaş’ta kültür-sanat üretiminin de tüketiminin de son derece kısıtlı oluşundan (kendisinin "kültür-sanat kuraklığı" diye ifade ettiği) yola çıktıklarından bahsedip aynı zamanda Kaş Çevre ve Kültür Derneği olarak insanları biraraya gelme motivasyonuyla hareket ettiklerinden bahsetmişti:
"Kaş’ta tiyatro oyunları oynansın ve zamanla yerelde de üretim gelişsin. Buraya nitelikli tiyatro oyunları gelsin ama halktan kopuk bir şey de yapmayalım."
İstanbullu performans sanatçısı Şule Ateş’e ulaşmaları ve Ateş’in festivalin kürasyonunu üstlenmesiyle yola çıktıkları 2022’de, Kaş Tiyatro Günleri’nin (KTG) ilkini, yerel esnaftan 41 sponsorla düzenliyorlar. Kendisi de Kaş’ta 11 senelik esnaf olan Akoy, kentte hiç tiyatroya gitmemiş insanların nüfusa oranın neredeyse %90 olduğuna dikkat çekiyor.
İlk sene düşük bütçeli, küçük prodüksiyonlarla başlattıkları KTG, bu sene 90 civarında esnafın (oteller ve restoranlar) desteklemesi, ayrıca Culture Civic ve Kültür İçin Alan’ın da fon sağlamasıyla 17-19 Ekim tarihlerinde yapıldı. Sabah 09.00’dan gece 21.00’e uzayan bir programla, Kaş’ın farklı alanlarına dağılan son derece üretken ve neşeli bir festivaldi, benim de bir parçası olma şansına sahip olduğum…
Sadece Kaş Antik Tiyatrosu’nun sırtını denize vermiş çarpıcı atmosferinde değil; Kaş’ın plajlarında, köy ve ilçe okullarında, kültür merkezlerinde, mendirekte, kafelerinde yapılan ve Misafir Sanatçı Programı kapsamında Türkiye dışından sanatçıların da gelip Kaş’a özel işler ürettikleri bir festival yaşandı.
Akoy bu seneki festival için esnafı handiyse kapı kapı dolaşıp destek toplamış. Festival katılımcıları, festivalin düzenlenmesinde ve sanatçı konukları ağırlamasında kıymetli bir payı olan esnafın otel ve pansiyonlarında konaklayıp restoranlarında yemek yedi. 30 kişilik bir gönüllü ekipse sahada harıl harıl çalıştı.

Festival sonrası olan biteni değerlendirmek üzere konuştuğum Ahmet Akoy “Daha önce tiyatro izlememiş bir insan kitlesini tiyatroya çekmeye çalışıyoruz. Biraz daha bütçemiz olduğu zaman Kaş’ın en dış çeperlerine götüreceğiz, 1,5 saat mesafedeki köyüne götüreceğiz” dediğinde aklımda en çok KTG’nin en çarpıcı işlerinden biri olan, Taldans’ın Masada adlı projesi beliriyor.
Taldans’ın Masada'sı, seyirciyi geniş bir kafede, ayrı ayrı masalarda altışarlı dinleyici grupları şeklinde buluşturdu. Masaların etrafında hem Kaş’ın yerlisi hem sonradan göç edenleri hem de biz festival konukları biraradaydık. Masaların hikaye anlatıcıları ise Kaşlıların ta kendileriydi.
Yılların tecrübesiyle anlatan dalış hocasından yüzme öğretmenine, otel işletmecisinden kavuncuya farklı profilden Kaşlıları 10’ar dakikalık konuşma süreleri boyunca dinlerken yaşamın biricikliği üzerine çok tuhaf, ince duygulara savrulduğumuz anlar yaşadık. Aynı "masada" buluştuğumuz Kaşlılara, performansın ikinci kısmında sorularımızı sorduktan sonra çalan zil ve canlı gitar performansı eşliğinde masa değiştirip farklı anlatıcıların yaşamlarına konuk olduk.
Performans her katılımcıya üçer masa gezip, o ana dek hiç tanımadığı insanların hikayelerine dahil olma şansı verdi. Hikayesini dinlediğiniz her bir insanın bizi hayata bağlayan başka bir hikaye olduğuna dair duygumuz güçlendi. "Masada" bulunan herkes biraz düşündü, biraz güldü, biraz gözleri doldu ama gözlemlediğim kadarıyla en çok da durdu…
Hayatının 18 senesini toplumun çeşitli kesimlerinden, farklı meslek, yaş ve alanlardan insanları dinleyip bunları yazarak geçirmiş bir gazeteci olarak beni kalbimden vuran bir iş oldu Masada. Taldans’tan Filiz Sızanlı ile Mustafa Kaplan’ın projelendirdiği bu iş, bizlere; yerelde, yerelin insanlarıyla hayata geçirilmiş bir performansın parçası olma şansı verdiği için de ayrıca kıymetli bir yerde duruyor.
Kaş Tiyatro Günleri’nin bir diğer benzersiz işi ise Kaş Belediye Plajı’nda, çakılların üstüne yayılarak takip ettiğimiz, Şule Ateş imzalı, mekana özgü oyun Kumsal'dı.
Çıkış noktasını Rugile Barzdžiukaitė’nin 2019 Venedik Bienali’nde sergilenen operası "Sun and Sea"den alan performans, seyircileri havlu ve mayolarıyla kumsalda güneşlenen turistlerin arasına katılmaya davet ediyordu. Festival ahalisi ve Kaşlılar olarak keyifle icabet ettiğimiz davette, belediye plajındaki çakılların üzerinde yerimizi aldık.

Kumsal
Şule Ateş’in mekana özgü tasarladığı bir iş olarak umarım farklı kumsallarda tekrarlanacak bir iş bu... Yerimizi aldığımız çakılların üstünde güneşlenir gibi görünen bazı kadınlar ve erkeklerin bu oyunun oyuncuları olduğunu önce pek fark edemedik. Kimi birkaç günlüğüne tatile kimi göç ederek Kaş’a gelmiş bir grup kadın ve erkeğin birbirleriyle diyaloglarını ya da iç seslerini dinlemeye başladık sonra. Kumsal’ın açılışında, plajdaki sohbetlerini takip ettiğimiz, İstanbul’dan Kaş’a tatile gelmiş genç çiftin güncel ironik-politik göndermelerle bezeli eğlenceli metni Ceyda Aşar’ın kaleminden çıkmış.
Oyuncuların, tüketim alışkanlıkları, tatil hâlleri ve ekolojik yıkıma dair fikirlerine dair iç seslerini ve karşılıklı konuşmalarını dinlediğimiz bu eşine daha önce rastlamadığımız oyun; dalgaların sesine eşlik eden özgün bir şarkı ve denizde beliren bir deniz kızının dansıyla yaptı kapanışı. Yakın gelecek, ekolojik kriz ve çocuklardan bahseden işin finalinde biz kendimizi canlı icra edilen şarkıya ve deniz kızının dalgaların arasında batıp çıkan rengarenk kuyruğuna bırakmışken, üzerlerinde günlük kıyafetleri, arka taraftan kıyıya doğru yürüyüp kol kola vererek ufka bakan iki küçük çocuk, performansın parçasıymıyçasına bir görüntü verdi. İki küçük çocuk oyun bitene kadar kımıldaman ufku izlerken "geleceğimize" göz atıyor gibiydi…
Kumsal’ın biricikliği ve bizde bıraktığı duygusu bir yana Şule Ateş, bu tür mekana özgü işleri üretme olanağı verdiği için de KTG’nin sanat üretiminde önemli bir yerde durduğuna dikkat çekiyor. Bu tür işleri artık İstanbul’da yapamıyor olmaktan dolayı KTG’nin performansa bir alan açılmasına da vesile olduğunu söylüyor.
KTG esnasında Kaş’ın farklı kafelerinde izlediğimiz—Kaş’a yerleşen ve burada bir oyunculuk okulu açarak çocuklarla, gençlerle çalışan—Volkan Yosunlu ile Burcu Tuna’nın yeni oyunu Dünyada Bir Yer ya da Itır Karabulut’un metin performansı Yok Oluş Meselesi de yeni üretimlere seyirciyle ilk buluşmayı yaratması bakımından Ateş’in dikkat çektiği yerde duruyor.
Kaş’a özgü üretilen bir diğer iş Amsterdam’dan gelen De Stal van Dingo projesiydi. Kaş Limanı’ndaki mekana özgü performans Denizin Hikayesi’nde Hollandalı performansçı Lenne Konning ile Salih Usta, balıklar üzerinden çarpıcı bir ekolojik dönüşüm öyküsü anlattı. Su Ürünleri Kooperatifi’nde başlayıp mendirekte biten, izleyicisini gözyaşlarıyla uğurlayan bir iş olarak kayıtlara geçti.

Macbeth İki Kişilik Kabus
Kaş Tiyatro Günleri boyunca Kaş Antik Tiyatro’nun ışıkları yandığında ilçe meydanından antik tiyatroya doğru 10 dakikalık yolu adımlayan Kaşlılar, Tiyatro BeReZe’den Macbeth İki Kişilik Kabus, Oyun Laboratuvarı’ndan Übüleşme, Mek’an Sahne’den 9 8’lik Kıyamet’i müthiş bir atmosferde izleme şansı buldu. Kaş’ın adı üstünde Yeni Kültür Merkezi’nde ise Başıbozuk Tiyatro’nun Aramızdaki Mesafe’si bir gündüz gösterimi ve akabindeki söyleşiyle hayli ilgili bir seyirci kitlesiyle biraraya getirdi.
Viyana’dan Eylem Ertürk Yürüme Performansı’nda ve "Yüzmek Yazmak Yürümek" adlı atölye çalışmasıyla Kaş’ı en iyi bilenlerin bile bilmediği yürüme keşiflerine ve hikayelere vesile olurken Oğuz Öner’in Ses Yürüyüşü Kaş’ın ses hafızası üzerine yine hem ilk hem de tekrarsız, biricik bir deneyim üretti.
KTG boyunca SOS Clown Ekibi farklı okullarda çocuklarla buluştu, Habitus Kitap ve Galata Perform işbirliğinde yürütülen "Yeni Metin Yeni Tiyatro" projesi kapsamında Portekizli tiyatro yazarı Tiago Correria ile Antonio Alfonso Parra’nın Türkçeye çevrilen ve yayımlanan oyunları Duman ve Deneyim üzerine söyleşi yapıldı, "vahşi madencilik-sermaye ilişkileri" üzerine belgesel gösterimleri ve paneller düzenlendi, yoga buluşmaları düzenlendi.
İklim krizi ve küresel turizm nedeniyle Kaş’ın tehlike altındaki doğasına, azalan biyoçeşitliliğe, hızla büyüyen turizm pazarı nedeniyle giderek yok olan doğal ve kültürel mirasa odaklanan program sabahın erken saatlerinden gecenin ucuna uzanan, düşünen, üreten ve dayanışan bir şenlik ortamı bıraktı hafızalarımıza…

Yerel bir çevre ve kültür derneğinin kendi çabaları, yarattığı kaynaklar ve esnaf desteğiyle hareketlendirdiği Kaş’tan birkaç gün sonraki rotam ülkenin kuzeyi, Artvin’in Borçka ilçesi oldu.
Bu kez tek bir tiyatro salonu dahi olmadığı hâlde 8 güne yayılan ve kısa oyunlarla birlikte 20’den fazla oyunun, çok sayıda söyleşi ve atölyenin, konserin, kukla gösterisinin (İstanbul’un da dahil olduğu farklı şehirlerden ve Filistin, Batı Şeria bölgesinden gelen) sahnelendiği bir festivalin son üç gününde buldum kendimi. IV. Borçka Uluslararası Tiyatro Festivali’nin sadece tanıtım videosunu izlemeniz bile bir "tiyatro şenliği" duygusunun nasıl tüm bir kente yayıldığını içtenlikle hissetmenize sebep olacaktır.
Ben bir saat mesafedeki dağ köylerinden bile kentteki oyunları izlemek üzere ilçe merkezine inen seyircilerin olduğunu duyduğumda anladım Borçka’nın sırrını. Sonra daha bir dizi başka anda... Mesela festival katılımcısı oyunların köylerden huzurevine, konferans salonundan (Acarlar Meslek Yüksek Okulu’nun kulissiz konferans salonu, henüz bir tiyatro salonu olmayan ilçenin "alternatif" sahnesi) belediye meydanına kentin her yanını kapladığını gördüğümde…

Zabel
Ermeni bir kadın yazarın öyküsünü anlatan BGST oyunu Zabel'in konferans salonunda oynanmasına dahi—kaymakamlıkça—izin verilmeyince festival ekibi bir anda dümdüz belediye meydanını sahneye çevirip, kamyonlardan sahne arkası ve kulis yarattığında…
Filistinli ekip Batı Şeria’dan yola çıkıp 6-7 İsrail kontrol noktasını aşıp da tam 3,5 günde ulaştıkları Borçka’da yine kaymakamlığın "Lise salonları dışında oynayınız" şeklindeki "kısıtlı izni" üzerine sadece bir kez, Acarlar Meslek Yüksek Okulu’nun sahnesinde gösterim yapabildiğinde…

Angelus
Bedirhan Dehmen’in kuşakların yüklendiği hafızaya, kolektif acılara dair imgelerle örülü tek kişilik dans tiyatrosu Angelus’un "çıplaklık" kaygısıyla ilk belirlenen mekan olan Kemalpaşa Makrial Kilisesi yerine son anda konferans salonunda müthiş bir seyirci ilgisiyle karşılandığına tanık olduğumda…
Tüm bu siyasi engelleme çabalarına rağmen köyden kente Borçkalılar sadece oyunları değil, oyun sonrası söyleşileri de doldurduğunda… Oyunlar üstüne süren derin sohbetleri duyduğumda…

Limonun Beyaz Kısmı
Borçka’da geçirdiğim 2,5 gün, zihnimi bu saydıklarım ve benzeri "inat" örnekleriyle doldurdu. Filistinli konuk ekibe (Artists on the Frontline) savaş ve işgal ortamında nasıl tiyatro yapmaya ve kamplardaki çocuklara tiyatro eğitimi vermeye devam edebildiklerini sorduğumda, ekipten Motasem Abu Hasan ancak bu şekilde nefes alabildiklerini söylemişti. Üstüne söz söylenmeyecek kadar duru bir yanıttı.
Bu kalp genişletici festivalin mimarı Borçka Belediye Başkanı, evvelden öğretmen, her zaman bir yandan da amatör müzisyen olan Ercan Orhan. Orhan, kentinde bir tiyatro festivali yapmanın hep hayali olduğunu söylüyor. Festivaldeki tüm oyunları izleyen, sonrasında söyleşilere katılan, merkezî yönetimden gelen türlü çeşit baskı ve engelleme çabasına inat, "rağmen" bir festivali kente yayan bir başkan ve ekibiydi, karşılaştığım.
Festivalin seçici kurulu Yasin Yürekli, Fatih Pazvantoğlu ve Fırat Aygün’ün "iyileşmek için, yaşamak için, özgürleşmek için tiyatro" mottosunun, her anına sızdığı bir festivaldi, ucundan bir parçası olduğum.
Önce Bergama’dan, sonra Kaş’tan ve en nihayet Borçka’dan İstanbul’a benzer güçlü bir duyguya döndüm. “Bergama’da/Kaş’ta/Borçka’da festival mi varmış ya?” sorusuna yanıtlar sunan yazıyı bu kişisel hislerimi tarifleyen cümlelerimle bitirip sizi oyuncu/performansçıysanız katılımcı olarak, izleyici iseniz seyirci olarak, sermaye sahibiyseniz finansal destekçi olarak bu festivallerin parçası olmaya davet edeyim.
İçinde koşturduğumuz hamster çemberinin dışında koskocaman bir hayat var. O hayatı inşa eden, bulundukları yerde mücadele veren, üreten, çok fazla insan var. Memleketin hızla sürüklenmek istendiği gerici ve yaşam hakkı düşmanı iklime her hücresiyle dimdik duran insanlar yaşıyor, her bir köşede. Hayatın ve güncel siyasetin olumsuzluklarına karşı kişisel ya da kolektif üretimleriyle ya da mesela sadece neşeleriyle direnen çok fazla insan var.
Bir şeylerin değişmesi için yol uzun, meşakkatli ve acımasız. Ama bir şeylerin değişmesini kollarımızı birbirine kavuşturup durarak değil hareket ederek "beklemeliyiz" gibi geliyor bana. Şimdiye vahlanırken geleceği şimdiden kurmaya çalışmalıyız gibi geliyor. Muhteşem doğanın içinde ama "hiçbir şeyle" yaşayan gençlere, çocuklara, yaşlılara, kadınlara, kahvehane müdavimlerine, memurlara, köylülere (Kaş'ta, Bergama'da ya da Borçka'da) bir festival kurmak, oyunlar, atölyeler, söyleşiler getirmek, yeni tanışmalara vesile olmak; o haftalık bir şenlik kurmak değil, geleceğin şenlik ateşini yakmakmış gibi geliyor.
Varoluşumuzu, yaşama, düşünme, ifade etme, konuşma, eğlenme, doğayla bir olma hakkımızı sahiplenmek… İnatçı, çalışkan, zeki, dirençli, neşeyle ve cesurca hareket eden, yılmayan insanlar çok fazla. Çok daha iyisini yapabiliriz…