AÇIK ÇAĞRI #6 PROJE #205
ÇOCUKLAR GİBİ
Sanatın engelleri aştığı yer: “Çocuklar Gibi”
Bu röportaj 19 Nisan 2026 tarihinde ilk olarak İmece Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Avrupa Birliği tarafından
finanse edilmektedir
Bu web sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla Goethe-Institut Istanbul sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.
Bu röportaj 19 Nisan 2026 tarihinde ilk olarak İmece Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Edebiyattan sinemaya uzanan üretim yolculuğunu, belgeselin ortaya çıkış sürecini ve yeni projelerini anlatan Gül, sanatın dönüştürücü gücüne dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
– Gala yeni tamamlandı. İlk izleniminiz nedir?
Zülfü Gül: Gala, bizim için uzun zamandır beklenen bir buluşmaydı. Bir filmi üretmek kadar onu izleyiciyle paylaşmak da önemli bir süreç. Ben genellikle gösterim sırasında seyircinin arasına karışmak yerine onları izlemeyi tercih ederim. Çünkü asıl geri bildirim orada, o anda saklıdır. Bu akşam izleyicinin filmle güçlü bir bağ kurduğunu görmek, bizim için en büyük karşılık oldu.

Son günlerde ülkemizde yaşanan bazı toplumsal gelişmelerin katılımı etkileyebileceğini öngörüyorduk. Buna rağmen yaklaşık 400 kişinin salonda olması oldukça kıymetliydi. Üstelik gelemeyen birçok kişinin mesaj atarak duygularını paylaşması, bu hikâyenin karşılık bulduğunu gösteriyor.
– Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Sinemaya uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?
Zülfü Gül: Dersim doğumluyum. Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum ve 1999 yılından bu yana edebiyat öğretmenliği yapıyorum. Sinema ve fotoğrafla ilişkim ise 2011 yılında başladı. Aslında edebiyatla kurduğum bağ, sinemaya yönelmemde belirleyici oldu.
Çocukluğumda dedemin anlattığı masalların hafızamda bıraktığı iz, bugün hâlâ üretim biçimimi etkiliyor. Hikâye yakalamayı seviyorum. Küçük bir detaydan, bir cümleden ya da bir görüntüden yola çıkarak bir anlatı kurmak benim için oldukça doğal bir süreç.

– “Çocuklar Gibi” belgeselinin çıkış noktası nedir?
Zülfü Gül: Bu hikâye 2024 yılında başladı, çekim süreci 2025’te hayata geçirildi ve kurgu aşaması 2026 yılında tamamlandı. Bir gün bir arkadaşımla sohbet ederken duvarda asılı bir tablo dikkatimi çekti. Geri dönüşüm malzemeleri kullanılarak yapılmış bir kadın portresiydi ve oldukça çarpıcıydı. Bu eserin Ayla’ya ait olduğunu öğrendiğim an, aslında bu belgeselin çıkış noktası da o an oldu.
Bu eserin Ayla’ya ait olduğunu öğrendim. Ancak asıl kırılma noktası, Ayla’nın kendisini “Ben bir sanatçıyım” diyerek ifade etmesiydi. O cümle, bu belgeselin temelini oluşturdu. Çünkü o söz, yalnızca bir iddia değil; aynı zamanda bir varoluş biçimiydi. O an, bu hikâyenin anlatılması gerektiğini düşündüm.

– Hikâye yakalama biçiminizden bahsettiniz. Bunu nasıl tanımlarsınız?
Zülfü Gül: Hikâye yakalamak biraz sezgisel bir süreç. Edebiyat öğretmeni olmamın bunda payı büyük. Ama bunun ötesinde, insan hikâyelerine karşı bir duyarlılık geliştirmek gerekiyor. Hayatın içinde sürekli akan çok sayıda hikâye var. Önemli olan, o anı fark edebilmek.
Benim için bir hikâyenin değeri, onun ne kadar “büyük” olduğu değil; ne kadar “gerçek” olduğu ile ilgili.

– Yapım sürecinde ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Zülfü Gül: Bağımsız üretim süreçlerinde en temel meselelerden biri finansman. Biz de bu süreçte çeşitli fonlara başvurduk ancak ilk etapta destek alamadık. Buna rağmen projeyi rafa kaldırmadık. Daha sonra Avrupa Birliği destekli CultureCivic programına başvurduk ve yüzlerce proje arasından seçilen 25 proje içine girdik.
Bu, bizim için önemli bir eşikti. Çünkü yalnızca maddi değil, aynı zamanda moral anlamda da destek gördüğümüz bir süreç oldu.

– Filmde ekip çalışmasının rolü nedir?
Zülfü Gül: Sinema, kolektif bir üretim alanı. Bu film de öyle. Ses, görüntü ve kurgu aşamasında birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarım olmasaydı bu anlatıyı bu şekilde kurmak mümkün olmazdı. Her biri bu hikâyenin görünmeyen ama çok güçlü parçaları.

– Daha önceki çalışmalarınızdan da kısaca söz eder misiniz?
Zülfü Gül: Uzun yıllar boyunca birçok kısa film ürettim ancak bunların büyük bir kısmı festivallerde karşılık bulmadı. Buna rağmen üretmeye devam ettim.
2023 yılında yaptığım “Son Ağaç” adlı kısa animasyon filmi, Cannes Film Festivali Kısa Film Köşesi’ne seçildi. Ardından çeşitli ulusal ve uluslararası festivallerde yer aldı ve ödüller kazandı. Bu, benim sinema yolculuğumda önemli bir dönüm noktasıydı.
Sonrasında çektiğim “Toprağın Duası” belgeseli de birçok festivalde gösterildi ve ödüller aldı. “Çocuklar Gibi” ise bu birikimin devamı niteliğinde.

– Bundan sonraki projeleriniz neler?
Zülfü Gül: Uzun süredir üzerinde düşündüğüm “Kemik” adlı bir proje var. Bu film, Cumartesi Anneleri’nin hikâyesine odaklanacak. Ancak klasik bir anlatıdan ziyade, bir annenin bir gününü merkeze alarak o bekleyişin aslında bir ömre nasıl yayıldığını anlatmak istiyorum.
“Kemik” ismi de buradan geliyor. Çünkü o anneler için bazen geriye kalabilecek tek şey, bir mezar ya da bir kemik parçası. Bu, son derece ağır ama bir o kadar da gerçek bir duygu. Bu projeyi daha incelikli, daha insani bir yerden anlatmayı hedefliyorum.

– “Çocuklar Gibi”nin festival süreci nasıl ilerleyecek?
Zülfü Gül: Şu an film çok yeni. Altyazı çalışmalarını tamamladıktan sonra öncelikle yurt dışı festivallerine başvuracağız. Festival süreci biraz belirsizdir; ne kadar yol alacağını zaman gösterecek. Ancak bu hikâyenin farklı coğrafyalarda da karşılık bulacağına inanıyorum.
– Son olarak, bu filmi tek cümleyle nasıl tanımlarsınız?
Zülfü Gül: “Çocuklar gibi…”
Zülfü Gül’ün sinemasında belirginleşen en önemli unsur, insan hikâyelerine duyduğu derin bağlılık. “Çocuklar Gibi”, yalnızca bir yaşam öyküsünü anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda sanatın, kimliklerin ve varoluşun yeniden tanımlandığı bir alan açıyor. Belgesel, izleyiciyi sade ama güçlü bir anlatımla karşı karşıya bırakırken, uzun süre hafızalarda yer edecek bir etki yaratıyor.